logo
Siyasi Parti Kapatma, İhtar , Mali Denetim ve Değişik İşler Kullanıcı Kılavuzu

(AYM, E.2003/6, K.2008/4, 08/01/2008, § …)
   
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

 

Esas Sayısı:2003/6 (Değişik İşler)

Karar Sayısı:2008/4

Karar Günü:8.1.2008

R.G. Tarih-Sayı:22.03.2008-26824

 

İSTEMDE BULUNANLAR : Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) Genel Başkanı Nihat Sargın ve Genel Sekreteri Nabi Yağcı

VEKİLLERİ : Av. Güney Dinç ve Av. Erşen Sansal

KARŞI TARAF : Kamu Adına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

I- İSTEMİN KONUSU

Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin Genel Başkanı Nihat Sargın ve Genel Sekreteri Nabi Yağcı adlarına vekilleri Av. Güney Dinç ve Av. Erşen Sansal tarafından sunulan 23.10.2003 günlü dilekçe ile, Anayasa Mahkemesi'nin 16.7.1991 günlü, E:1990/l ve K:1991/l (Siyasi Parti Kapatma) sayılı Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasına ilişkin olarak verilen karara karşı yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü ile, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan parti kapatma davasının reddine karar verilmesi istemidir.

II- OLAY

Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin Genel Başkanı Nihat Sargın ve Genel Sekreteri Nabi Yağcı adlarına vekilleri Av. Güney Dinç ve Av. Erşen Sansal tarafından sunulan 23.10.2003 günlü dilekçeleri üzerine Anayasa Mahkemesi, 31.10.2003 tarihinde yaptığı inceleme sonucunda, dilekçe ve eklerinin Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 31. maddesi gereğince Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek bu konuda düşünce istenmesine karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşü alındıktan sonra Anayasa Mahkemesi, TBKP'nin yargılamanın yenilenmesi talebiyle ilgili olarak 2.3.2007 tarihli toplantıda, “Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi hakkındaki davanın 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülmesi isteminin, aynı Yasa'nın 318. maddesi uyarınca KABULE DEĞER OLDUĞUNA, Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA”, karar vermiştir. Aynı oturumda alman kararlara göre, 5271 sayılı Yasa'nın 319. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince, bir diyecekleri varsa yedi gün içinde bildirmeleri için karar örneği istemde bulunanlar vekili ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tebliğ edilmiş; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, 133/1996/752/951 sayılı başvuruya ilişkin 30 Ocak 1998 günlü kararının aslı ile Türkçe tercümesinin onaylı bir örneği Dışişleri Bakanlığı'ndan istenmiştir.

İstemde bulunanlar vekili Av.Erşen Sansal 14.3.2007 günlü dilekçe ile; yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunanların yalnızca Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi Genel Başkanı Nihat Sargın ile Genel Sekreteri Nabi Yağcı olmayıp, bizzat Parti'nin de talebinin bulunduğunun gözardı edilmemesini; yürürlükteki mevzuat hükümlerinden kaynaklanan tüm yasal hak ve savunmaları ile esasa ve usule ilişkin tüm yasal olanaklarının saklı tutulmasını; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca gönderilen her türlü görüş, bilgi ve delillerin kendilerine bildirilerek bunlara karşı diyeceklerini bildirme haklarının saklı tutulmasını talep etmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 13.3.2007 günlü yazısında, TBKP'nin kapatılmasının radikal bir tedbir olmayıp, haklı, demokratik toplumda gerekli ve orantılı bir tedbir olarak görülmesi ve bu nedenle de TBKP hakkında daha önce Anayasa Mahkemesince kurulan kapatma kararının onanması gerektiği görüşünde olduklarını belirtmiştir.

III- İNCELEME

Yargılamanın yenilenmesi istemini içeren dilekçeler, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın istemle ilgili görüşleri, konuya ilişkin rapor, ilgili Anayasa ve Yasa kuralları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 30.1.1998 günlü karan ile diğer belgeler okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Anayasa Mahkemesi'nin 16.7.1991 günlü, E: 1990/1 (Siyasî Parti Kapatma), K: 1991/1 sayılı kararının gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir;

“Davalı Parti'nin Tüzüğü'ndeki “Ad” başlıklı 1. madde şöyledir: “Parti'nin adı Türkiye Birleşik Komünist Partisi'dir. Kısaltılmış adı TBKP'dir. Merkezi Ankara'dadır.” 2820 sayılı Yasa'nın 96. maddesinin son fıkrası da şöyledir:

“Komünist, anarşist, faşist, teokratik, nasyonal sosyalist, din, dil, ırk, mezhep ve bölge adlarıyla veya aynı anlama gelen adlarla da siyasi partiler kurulamaz veya parti adında bu kelimeler kullanılamaz.”

Anayasa tasarısının 77. maddesinde de, “Sınıf ve zümre esasını komünizmi, faşizmi, teokrasiyi ve herhangi bir diktatörlüğü Türkiye'de savunmaya ve yerleştirmeyi esas alan siyasi partiler kurulamaz” denilmekteydi. Tasarının 13. maddesinden, “komünizmi, faşizmi, teokrasiyi” sözcüklerinin çıkartılmasına koşut olarak yapılan değişiklikle bu sözcükler 77. maddeden de çıkartılmıştır. İddianamede dayanak olarak gösterilen gerekçe, maddenin değişiklikten önceki durumuna ilişkindir. Anayasa'da “komünist” adıyla parti kurulmasını açıkça yasaklayan bir kural bulunmamasına karşın geçici 15. madde kapsamına giren 2820 sayılı Yasa'nın 96. maddesinin son fıkrası bu adla parti kurulmasına engeldir. Fıkra, yalnızca doğrudan komünist adıyla parti kurulmasını değil, aynı anlama gelen adlarla parti kurulmasını ya da parti adında bu sözcüklerin geçmesini de yasaklamıştır. Davalı Parti'nin adında “Komünist” sözcüğü bulunduğuna göre 96. maddenin son fıkrasına aykırılık açıktır. 2820 sayılı Yasa “komünist” adının kullanılmasını sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlamak konusundan bağımsız olarak düzenlenmiştir. Çünkü, bu sonuncu yasaklar aynı Yasa'nın 5. ve 78. maddeleriyle kurala bağlanmıştır. Başka bir anlatımla, Sınıf egemenliği ya da diktatörlük amaçlanmasa da bir parti 96. maddenin sonuncu fıkrası gereği “komünist” adını alamaz ya da bu sözcüğü adında kullanamaz.

Anayasa'nın 69. maddesinin öngördüğü Siyasi Partiler Yasası'nın açık kuralına aykırı ad taşıdığı belirgin olan ve bu Yasa'nın 96. maddesinin açıklığına karşın adında “komünist” sözcüğüne yer veren “Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin aynı Yasa'nın 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılmasına karar verilmesi gerekir”.

“Tüzüğün 2. maddesinde, Parti'nin, “Türk ve Kürt bütün çalışanların” partisi olduğu, Program'ın giriş bölümünde, Parti'nin “Türk ve Kürt Marksistlerin” partisi olduğu belirtilmektedir. “Kürt sorununu âdil, demokratik, barışçı bir çözüme kavuşturmak” davalı partinin hedefleri arasında sayılmakta ve “Kürt sorununun Adil, Demokratik, Barışçı Çözümü için” başlıklı bölümde de şu görüşler yer almaktadır:

“Ulusal kurtuluş savaşı birlikte yürütüldüğü halde, Kürtlerin ulusal varlığı ve meşru haklan Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana inkâr edilmiştir. Gelişen Kürt ulusal bilincine, egemen güçler yasaklarla, baskı ve terörle yanıt vermiştir. Irkçı, şoven, militarist politikalar, Kürt sorununu keskinleştirmektedir. Bu, aynı zamanda, Türkiye'nin demokratikleşmesinin önünde büyük bir engel oluşturmakta ve uluslararası emperyalist ve militarist odakların, Ortadoğu'da gerginlikleri artırma, halkları birbirine düşman etme, Türkiye'yi askerî maceralara sürükleme planlarına hizmet etmektedir.”

“Kürt sorunu, Kürt halkının varlığının, ulusal kimliğinin ve haklarının tam tanınmamasından kaynaklanan politik bir sorundur. O nedenle bu sorun, baskı ve terörle, askerî yöntemlerle çözülemez. Şiddet, her halkın doğal ve devredilemez hakkı olan kendi geleceğini tayin hakkının, birlik değil, ayrılık biçiminde tek yönlü kullanılmasına yol açar. Sorunun çözümü politiktir. Kürt halkı üzerindeki ulusal baskı ve eşitsizliğin ortadan kalkması için, Türk ve Kürtlerin birliğine ihtiyaç vardır.”

“Kürt sorununun çözümü Kürtlerin özgür iradesini temel almalı, Türk ve Kürt uluslarının ortak çıkarlarına dayanmalı, Türkiye'nin demokratikleşmesine ve Ortadoğu'da barışa hizmet etmelidir.”

 “Kürt sorunu ancak bir süreç içinde çözülebilir. Bugün öncelikle Kürtler üzerindeki politik ve askerî baskıya son verilmeli, Kürt yurttaşların can güvenliği sağlanmalı, olağanüstü hal durumuna son verilmeli, korucu sistemi dağıtılmalı, Kürt dili ve kültürü üzerindeki yasaklar kalkmalı. Sorun özgürce tartışılabilmelidir. Anayasada Kürtlerin varlığı tanınmalıdır.”

Programın “Demokratik Bir Kültür ve Eğitim Politikası İçin” başlıklı bölümünde ise, “Kültürel yenilenme, Türk ve Kürt ulusal değerleri, Anadolu uygarlıklarının mirası, İslam Kültürünün insancıl öğeleri, halkımızın çağdaşlaşma mücadelesinde yarattığı tüm değerlerin evrensel çağdaş kültür ile karşılıklı etkileşimi ile gerçekleşecektir.” denilmektedir.

Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, davalı Parti'ye yüklenen suç Tüzük ve Programının, Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü paragrafında ifadesini bulan “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” aykırı olmasından ibaret değildir. Yasakoyucu, bu bütünlüğü korumak amacıyla, bütünlüğü zedelemesi olasılığı bulunan her girişime set çekmek istemiştir. 2820 sayılı Yasa'nın 78. maddesinin (a) bendi, siyasi partilerin, Anayasa'nın 3. maddesinde anlatılan, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne ve diline ilişkin kuralı da değiştirmek amacı güdemeyeceklerini öngörmektedir. Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin programında yeralan, “Anayasada Kürtlerin varlığı tanınmalıdır”, “... Türk ve Kürt halkının Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içinde gönüllülük ve eşit haklılık temelinde birlikte yaşamaları ve devletin ortak çıkarlar temelinde yeniden yapılanması için çalışılacaktır”, “Kürt sorununun çözümü Kürtlerin özgür iradesini

temel almalı, Türk ve Kürt uluslarının ortak çıkarlarına dayanmalı...... “ “Şiddet, her halkın

doğal ve devredilmez hakkı olan kendi geleceğini tayin hakkının, birlik değil ayrılık biçiminde tek yönlü kullanılmasına yol açar” biçimindeki anlatımlarla, bu kurala aykırı davranılmakta, Kürt halkının kendi geleceğini belirleme yolunda özgür istenciyle Anayasa'daki millet bütünlüğü ilkesinden uzaklaşılıp, Türk ve Kürt ulusları ayrımına gidilmek istendiği anlaşılmaktadır. TC. Devleti'nde birden fazla ulus olamaz. Türk Ulusu içinde değişik kökenli bireyler olsa da hepsi Türk yurttaşıdır. Tarihsel bir gerçek olan “Türk Milleti” olgusu yerine ırkçılığa dayanan ayrılıklar ve Türk vatandaşlığı niteliğini değiştiren savlar dinlenemez.

81. maddenin (a) bendi siyasi partilerin ülke üzerinde ırk ya da dil ayrılığına dayanan azınlıklar bulunduğunun ileri sürülemeyeceğini öngörmektedir. Programda yer alan, “Kürtlerin ulusal varlığı ve meşrû hakları, Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana inkâr edilmiştir”, “Gelişen Kürt ulusal bilincine, egemen güçler yasaklarla, baskı ve terörle yanıt vermiştir.”, “Kürt sorunu, Kürt halkının varlığının, ulusal kimliğinin ve haklarının tanınmasından kaynaklanan politik bir sorundur”, “Kürt halkı üzerindeki ulusal baskı ve eşitsizliğin ortadan kalması için, Türk ve Kürtlerin birliğine ihtiyaç vardır.” gibi tümcelerle, anılan kurala aykırı davranılmıştır.

Yine programda yer alan “Kültürel yenilenme, Türk ve Kürt ulusal kültürel değerleri, Anadolu uygarlıklarının mirası, İslâm Kültürünün insancıl öğeleri, halkımızın çağdaşlaşma mücadelesinde yarattığı tüm değerlerin evrensel çağdaş kültür ile karşılıklı etkileşimi ile gerçekleşecektir” biçimindeki anlatımlarla 2820 sayılı Yasa'nın 81. maddesinin (b) bendine aykırı davranılmakta, Türk dili ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek, yaymak yoluyla azınlık yaratılarak millet bütünlüğünün bozulması amaçlanmaktadır. Bölgelerin ulusal kimliği olamaz. Anayasa, özerklik ve özyönetim yöntemlerine-biçimlerine kapalıdır.

Kimi siyasal nedenlerle dış etkenlerden kaynaklanan, kimi varsayım, yorum ve bahanelere dayanan, insan hakları ve özgürlük savlarıyla yoğunlaştırılan sakıncalı amaçlara geçerlik tanınamaz. Devlet “TEK”dir, ülke “TÜM”dür, ulus “BİR”dir. Ulusal birlik, devleti kuran, ulusu oluşturan toplulukların ya da bireylerin etnik kökeni ne olursa olsun, yurttaşlık kurumu içinde ayrımsız birliktelikleriyle gerçekleşir. Anayasa'da ve yasalarda yurttaşlar arasında ayrımı öngören hiçbir kural bulunmadığı gibi, kimsenin soy kökeninin yadsınması ya da kabul edilebilecek yeni bir savı da yoktur. Lozan Barış Antlaşmasıyla 18 Ekim 1925 günlü “Türkiye ve Bulgaristan Arasındaki Dostluk Antlaşması”nda sayılanlar dışında Türkiye'de “azınlık” ya da “ulusal azınlık” bulunmamaktadır. Diğer kökenli yurttaşlar gibi Kürt kökenli yurttaşların da kimliklerini belirtmeleri yasaklanmamış, azınlık ve ayrı ulus olmadıkları, Türk Ulusu dışında düşünülmeyecekleri devlet bütünlüğü içinde anlatılmıştır. 21 Kasım 1990 günlü Paris Şartı'nın bağlayıcılığı ve bu Şart'ta Kürt kökenli yurttaşların azınlık sayılmasını gerektiren bir kural yoktur. Ulusal ve tekil devlet etnik ayrılıklarla tartışılmaz. Herkesin, her zaman karşılaşabileceği ve giderilerek hukuk devletinde karşılığı istenebilecek aykırılık, çelişki, haksızlık ve yanlışlıklar insan hakları alanında sömürü nedeni yapılarak, gerçekler saptırılıp çarpıtılarak, üstü kapalı biçimde, ayrı ulus yoluyla ayrı devlet amaçlanamaz. Tartışılamaz kavramlar ve değerlerle, ödün verilmesi olanaksız ilke ve niteliklerin kaynağı Türkiye Cumhuriyeti'dir. Türkiye Cumhuriyeti'nin de taraf olduğu yeni bir Avrupa için Paris Yasası, ırkçılığı, etnik düşmanlığı ve terörizmi kınamış ve “Güvenlik” ve “Ek-1” bölümlerinde de açık olarak ülke bütünlüğü ve demokratik düzeni yıkmayı amaçlayan hareketlere girişen kişi, grup ve örgütlere karşı koruma ve kollama sorumluluğunu milletlerarası bir çağrı olarak kabul etmiştir. Yasa, kürt kimliği, kürt adı yoluyla kürtçülükle bölücülük yapılmasına olur vermemektedir.

Ülkenin her köşesinde değişik kökenli yurttaşlar aynı koşullar içinde yaşamaktadır. Parti'nin tutumuyla gösterdiği doğrultu ve getirdiği ölçü, ulusu bölmektedir.

Yukarıdaki açıklamalara göre; Anayasa'nın 3. ve 14. maddelerinin ilk fıkraları, 68. maddenin dördüncü fıkrası ile Siyasi Partiler Kanunu'nun 78. maddesinin (a) bendi, 81. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırılık nedeniyle davalı siyasi parti, Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılmalıdır”.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi 16.7.1991 günlü kararıyla;

 “1- Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin adıyla birlikte Tüzük ve Programının Anayasa ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası‘na aykırı olduğuna ve 2820 sayılı Yasa‘nın 101. maddesinin (a) bendi uyarınca davalı Parti'nin kapatılmasına,

2- Davalı Parti'nin bütün mallarının 2820 sayılı Yasa‘nın 107. maddesi uyarınca Hazine ‘ye geçmesine,

3- Gereğinin, Bakanlar Kurulu‘nca yerine getirilmesi için karar örneğinin, 2820 sayılı Yasa'nın 107. maddesine göre Başbakanlığa ve ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı‘na gönderilmesine” karar vermiştir.

Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin Genel Başkanı Nihat Sargın ve Genel Sekreteri Nabi Yağcı, Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasının İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi'nin 6/2., 9/1., 11/1., 11/2., 14. ve 18. maddeleri ile 1 Numaralı Protokol'ün 1. ve 3. maddelerine aykırılığı savları ile 7.1.1992 günü Avrupa İnsan Haklan Komisyonuna başvurmuşlardır.

Komisyon 6.12.1994 günlü, 19392 sayılı kararı ile 6/2. madde dışındaki maddeler yönünden istemlerin kabul edilebilirliğine, başvurunun ayrıntılı bir incelemeden geçirilmesine ve konunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde tartışılarak bir karara bağlanmasına karar vermiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Kurul'u da 30.1.1998 günlü, 133/1996/752-951 sayılı kararı ile, Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasının Sözleşme'nin 11. maddesinin ihlali niteliğinde olduğuna oybirliği ile karar vermiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Kurulu kararının Divan'ın değerlendirmelerini içeren gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“51. Divan, TBKP'nin faaliyetlerine başlayamadan kapatıldığını, bu kapatma kararının Anayasa Mahkemesi kararından da anlaşıldığı üzere- partinin gerçek hedeflerini ve yöneticilerinin gerçek niyetlerini yansıtan hiç bir şeye dayanmaksızın, sadece partinin tüzük ve programı temelinde alındığını (bakınız paragraf 58 aşağıda) belirtir. Bu nedenle Divan da, ulusal makamlar gibi söz konusu müdahalenin zorunlu olup olmadığını tespit etmek için bu belgeleri temel alacaktır.

52. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı partinin kapatılması için yaptığı başvurusuna gerekçe olarak dört husus ileri sürmüştür. Bunların ikisi Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmiştir: TBKP'nin proleteryanın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakküm kurmasını tasarladığı ve 2820 sayılı yasanın 96/2. maddesine aykırı olarak daha önceden kapatılmış bir partinin - Türkiye İşçi Partisi - devamı olduğuna ilişkin iddiayla ilgili tartışmalar.

Divan bu nedenle incelemesini Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilen diğer iki iddiaya hasredebilir.

53. Bunlardan ilki, TBKP'nin 2820 sayılı yasanın 96/3. maddesine aykırı olarak adında “komünist” kelimesini bulundurması idi (bkz. 12. paragraf yukarıda). Anayasa Mahkemesi bilhassa, anılan hükmün, (partilerin) bütünüyle usulüne uygun kurulmasını emrettiğini belirtmiştir: adında sadece anılan hükümde yasaklanmış olan bir kelimenin bulunması, sonuçta o partinin kapatılmasını gerektirmektedir. TBKP bu hükmü ihlal etmiştir (bakınız 10. paragraf yukarıda).

54. Divana göre, bir partinin kendisine verdiği ad, ilke olarak, diğer ilgili ve yeterli koşullar olmaksızın, tek başına, kapatılma gibi radikal bir tedbiri haklı göstermez.

Bu bağlamda Divan; ilk olarak, 12 Nisan 1991 tarihinden itibaren, komünist menşeli siyasal faaliyetlerde bulunmayı suç sayan Ceza Kanununun (ilgili maddesinin) 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası ile yürürlükten kaldırıldığını belirtmiştir. Divan, Anayasa Mahkemesi'nin, TBKP'nin adına rağmen, bir sosyal sınıfın diğerleri üzerinde egemenlik kurmasını hedeflemediği; aksine, demokrasinin siyasal çoğulculuk, genel oy ve siyasal yaşama katılımı içeren gereklerine saygı gösterdiği şeklindeki tespitine büyük önem vermektedir (bakınız paragraf 10 yukarıda). Bu bağlamda, TBKP, 17 Ağustos 1956'da Alman Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Alman Komünist Partisi'nden açıkça farklıdır (bakınız yukarıda değinilen Alman Komünist Partisi Davası ile ilgili Komisyon mütalaası).

Divan, yine TBKP'nin “komünist” adını seçerek, Türk toplumu veya devleti için gerçek bir tehlike oluşturan bir politikayı benimsemiş olduğunu gösteren somut kanıtlar olmaksızın, sadece ismin partinin kapatılması için yeterli sebep olduğunu kabul edemez.

55. Anayasa Mahkemesince, TBKP'nin kapatılması konusunda kabul edilen ikinci gerekçe, bu partinin ayrımcılığı ve Türk ulusunun bölünmesini teşvik etmeyi hedeflemesidir. TBKP, tüzük ve programında Kürt ve Türk ulusları arasında ayrım yaparak, azınlıklar yaratma konusunda - Lozan Antlaşması ve Bulgaristan ile yapılan antlaşmada öngörülen azınlıklar dışında - çaba harcayacağına ilişkin niyetini ortaya koymuş, bu da devletin ülkesel bütünlüğüne yönelik bir tehdit oluşturmuştur. Kendi kaderini tayin hakkı ve bölgesel özerklik bu nedenle Anayasa tarafından yasaklanmıştır (bakınız paragraf 10 yukarıda).

56. Divan, TBKP'nin tüzüğünde (bkz. 9. parag. yukarıda) Kürt “halkı” ve “ulusu” ile Kürt “yurttaşlarına” gönderme yapmasına karşın, Kürtleri bir “azınlık” olarak nitelendirmediği gibi, onlara -varlıklarının tanınmasından başka-farklı muamele yapılması ya da haklar tanınmasını ya da geri kalan Türk nüfusundan ayrılması hakkından söz etmediğini belirtmektedir. Bunların aksine programında “TBKP, Kürt sorununun, ortak menfaatler üzerine kurulmuş, eşit haklara ve demokratik yeniden yapılanma amacına dayanan, Türk ve Kürt halklarının gönüllü olarak bir arada yaşamasını sağlayacak barışçıl, demokratik ve adil bir şekilde çözülmesi için çalışacaktır” şeklinde bir bölüm yer almaktadır. Kendi kaderini tayin hakkına gelince, TBKP programında şiddet kullanımına taraftar olmadığını belirtmekten öte bir açıklamaya yer vermemiş; bunun da şiddetin “birlik değil, aykırılık biçiminde ve tek yönde kullanılmasına yol aça(cağını)” belirtmiş; ayrıca, “bu sorunun çözümü siyasaldır” demiş ve “Kürt halkı üzerindeki baskı ve ayrımcılığın kalkması için Türk ve Kürtler birleşmek zorundadırlar” diye eklemiştir.

TBKP programında ayrıca “Kürt sorununa, ancak ilgili taraflar görüşlerini özgürce ifade edebildiklerinde, sorunu çözmek için hiçbir şekilde şiddete başvurmayacakları konusunda anlaştıklarında ve siyasette kendi ulusal kimlikleriyle yer aldıklarında çözüm bulunabilecektir” şeklinde bir değerlendirme yapmıştır.

57. Divana göre, demokrasinin temel özelliklerinden birisi bir ülkenin karşılaştığı sorunları, taciz edici olsalar da, şiddete başvurmaksızın, diyalogla çözmesidir. Demokrasi ifade özgürlüğü ile beslenir. Bu ilişki altında, bir siyasal grubu, sadece bir devletin bir kısım halkının kaderini aleni olarak tartışmak istemesi ve demokratik kurallara saygı içinde, tüm ilgilileri tatmin edecek çözümler bulma amacı ile siyasal yaşama katılmak istemesi nedeni ile endişe duymamalıdır. Bu bağlamda, TBKP programının incelenmesi istemektedir. Bu, görülmekte olan olayla, hükümet tarafından esas alman olayı birbirinden ayırmaktadır.

58. Ancak bir siyasi partinin, programında alenen açıklananlardan farklı hedef ve niyetlerinin varolma olasılığı dışlanamaz. Bundan emin olmak için, bu programın içeriği ile, sahibinin eylemleri ve tutumlarını karşılaştırmak gerekir. Bu olayda TBKP'nin programının herhangi bir somut eylemi tarafından yalanlanması olanağı yoktur, zira kurulur kurulmaz kapatılmış ve TBKP programını uygulama zamanı bile bulamamıştır. Böylece sadece ifade özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan bir davranış cezalandırılmış olmaktadır.

59. Divan, incelemesine sunulan olayı çevreleyen koşullan, özellikle de terörizme karşı mücadelenin güçlüklerini (bakınız, yukarıda değinilen İrlanda/ Birleşik Krallık kararı, s. 9, paragraf 11; ve 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy/ Türkiye kararı, Raporlar 1996-VI, s...., paragraf 70 ve 80) de dikkate almaya hazırdır. Ancak bu somut olayda, TBKP'nin herhangi bir faaliyeti olmaksızın, terörizmin Türkiye'de yol açtığı sorunlarda TBKP'nin sorumluluğunun olduğu sonucuna varma olanağı verecek herhangi bir kanıt görememektedir.

60. TBKP tüzüğü ve programı, TBKP'nin Sözleşmeden, Sözleşmenin tanıdığı hak ve özgürlükleri tahrip etmeyi hedefleyen bir faaliyete girişmek veya bir eylem yapmak için yararlanacağı sonucuna varmaya hiçbir şekilde izin vermediğinden, 17. maddenin uygulanmasına da yer yoktur (bakınız, mutatis mutandis, 1 Temmuz 1961 tarihli Lavvless/ İrlanda kararı. Seri A no: 3, s. 45-46, paragraf 7).

61. Tüm bunlar karşısında, daha faaliyetlerine bile başlamadan önce verilen ve yöneticileri için siyasal sorumluluk alma yasağı getiren; TBKP'nin derhal ve nihai olarak kapatılması gibi radikal bir tedbir, hedeflenen amaca göre orantısızdır ve demokratik bir toplumda gerekli değildir. Sonuç olarak bu tedbir Sözleşmenin 11. maddesini ihlal etmiştir”.

IV- İSTEMİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan yargılanmanın yenilenmesine ilişkin düzenleme, hükmün esasını değiştirecek nitelikteki olguların hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkması durumunda, yeniden yapılacak yargılama ile kesin hükmü ortadan kaldırabilen olağanüstü kanun yollarından birisidir. Bu niteliğinin gereği olarak yasakoyucu yargılamanın yenilenmesi usulünü 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. ila 323. maddelerinde etraflı biçimde düzenlemiştir. Bu hükümlerden yargılamanın yenilenmesi isteminin dört aşamada incelenip karara bağlanması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu aşamalar, yasada sayılan yargılama nedenlerinin ve bunların dayandığı delilleri içeren istemin kabule değer olup olmadığının incelenip karara bağlanması, istem kabule değer bulunduğu takdirde delillerin toplanması, bu işlem tamamlandıktan sonra istemin esassız olup olmadığının karara bağlanması, istem esassız olması noktasından reddedilmemiş ise yargılamanın yenilenmesine ve duruşmanın açılmasına karar verilmesi şeklindedir.

Kanunun 311. maddesinde hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri sayılmış, maddenin (1) numaralı fıkrasının (f) bendinde “Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme‘nin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması” haline bu nedenler arasında yer verilmiştir. Ayrıca, yargılamanın yenilenmesinin Avrupa İnsan hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebileceği belirtilmiştir. Bu düzenleme, anılan ihlal kararının başka bir nedene gerek olmaksızın yargılamanın yenilenmesinin kabule değer olduğuna karar verilmesi için yeterli olduğunu göstermektedir.

İstemin kabule değer olduğuna karar verilip Kanunun 319. maddesi gereğince tarafların görüşleri tespit edildikten ve toplanması gereken deliller varsa 320. madde hükümleri uyarınca toplanıldıktan sonra Kanunun 321. maddesi gereğince bunların hükme etkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kanunun 321. maddesinde, yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen iddiaların yeterli derecede doğrulanmaması veya “duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliğinin anlaşılması”; “yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğunun veya oy verdiğinin anlaşılması”; “duruşmada sanığın veya hükümlünün lehine ileri sürülen ve hükme etkili olan bir belgenin sahteliğinin anlaşılması” hallerinde işin durumuna göre bunların önce verilmiş olan hükme hiçbir etkisi olmadığı anlaşılırsa istemin “esassız olması nedeniyle duruşma yapılmaksızın reddedileceği” öngörülmüştür.

Mahkememizin 2.3.2007 tarihli toplantısında, Türkiye Birleşik Komünist Partisinin kapatılmasına ilişkin hükmün, İnsan Haklarının ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla saptandığı ileri sürülerek yapılan yargılanmanın yenilenmesi isteminin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 311. maddesinin (f) bendi kapsamında görülerek, aynı Kanunun 318. maddesi uyarınca kabule değer olduğuna karar verilmişse de bu husus yargılanmanın yenilenmesi için tek başına yeterli olmamakta, Ceza Muhakemesi Kanunun 321. maddesinde yer alan kural gereğince kabule değer görülen istemin dayanağını oluşturan yargılanmanın yenilenmesi nedeninin (ihlal nedeninin) doğruluğunun ve hükmün esasına etkili nitelikte olup olmadığının da araştırılması, doğru ve hükmün esasına etkili olmadığının anlaşılması halinde istemin esassızlık noktasından reddi, aksi halde duruşma açılarak ihlal nedeni de dikkate alınmak suretiyle kesinleşen ilk hükmün yargılanmanın yenilenmesi yoluyla yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasına esas alman olguları değerlendirerek, kapatma kararının Sözleşme'nin 11. maddesindeki dernek kurma ve toplantı özgürlüğünün ihlali niteliğinde olduğuna karar vermiş ve bu ihlal kararı yargılanmanın yenilenmesi isteminin nedeni olarak ileri sürülmüştür.

Ceza Muhakemesi Kanunun 321. maddesi uyarınca yargılanmanın yenilenmesi isteminin kabul edilebilmesi için ilk hükmün verilmesinde esas alman olgularla birlikte yeniden değerlendirilmesini gerektirecek nitelikte maddi bir olgunun bulunduğunun hükmün kesinleşmesinden sonra saptanması gerekir.

Söz konusu ihlal kararında ise yargılama sonrasında ortaya çıkan ve kesin hükmün esasını etkileyecek nitelikte olan maddi bir olgunun varlığına değil, kapatılmaya esas alman mevcut olguların değerlendirilmesinde hata yapıldığı düşüncesine dayanılmaktadır.

Ceza Muhakemesi Kanunu, mevcut olguların değerlendirilmesinde hata yapılarak hüküm kurulmasını temyiz nedeni olarak kabul etmekle birlikte yargılanmanın yenilenmesini gerektirecek bir neden olarak görmemektedir.

Bu nedenle yargılanmanın yenilenmesi isteminin Ceza Muhakemesi Kanunun 321. maddesi uyarınca esassızlık noktasından reddine karar verilmesi gerekmiştir.

V- SONUÇ

Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi Genel Başkanı Nihat SARGIN ile Genel Sekreteri Nabi YAĞCI vekilleri Av. Güney DİNÇ ve Av. Erşen SANSAL'ın, Anayasa Mahkemesi'nin Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasına ilişkin 16.7.1991 günlü, E.1990/l(Siyasi Parti - Kapatma), K.1991/1 sayılı kararma karşı yargılamanın yenilenmesi istemini içeren 23.10.2003 günlü dilekçesi ve ekleri, konuya ilişkin rapor, ilgili Anayasa ve yasa kuralları incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

1- Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi hakkındaki yargılamanın yenilenmesi isteminin, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 321. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, esassız olması nedeniyle REDDİNE, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

2- Karar örneğinin istemde bulunanlar vekilleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na tebliğine, OYBİRLİĞİYLE,

8.1.2008 gününde karar verildi.

 

Başkan

Haşim KILIÇ

Başkanvekili

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Sacit ADALI

 

Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

Üye

Ahmet AKYALÇIN

Üye

Mehmet ERTEN

 

Üye

A. Necmi ÖZLER

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Şevket APALAK

 

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

 

 

KARŞIOY GEREKÇESİ

Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi(TBKP), Genel Başkanı Nihat Sargın ve Genel Sekreteri Nabi Yağcı vekilleri Av. Güney Dinç ve Av. Erşen Sansal tarafından verilen 23.10.2003 günlü dilekçe ile ilgili olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşü alındıktan sonra 2.3.2007 günü verilen kararla, “Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi hakkındaki davanın 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülmesi isteminin, aynı Yasa'nın 318. maddesi uyarınca kabule değer olduğuna karar verilmiş ve ayrıca 5271 sayılı Yasa'nın 319. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince, bir diyecekleri varsa yedi gün içinde bildirmeleri için karar örneğinin istemde bulunanlar vekili ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı‘na tebliğine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, 133/1996/752/951 sayılı başvuruya ilişkin 30 Ocak 1998 günlü kararının aslının ve Türkçe tercümesinin onaylı bir örneğinin Dışişleri Bakanlığı‘ndan istenmesine” karar verilmiştir. Tarafların diyeceklerini bildirmesinden ve karar aslı ile tercümesinin gönderilmesinden sonra ise, ileri sürülen iddiaların yeterince doğrulanamaması ve istemin dayanağını oluşturan yargılamanın yenilenmesi nedeninin hükmün esasına etkili nitelikte olmaması nedenleriyle esassızlık noktasından reddine oyçokluğuyla karar verilmiştir.

Türkiye Birleşik Komünist Partisinin kapatılması ile ilgili sürece göz atıldığında gelişmelerin kısaca şu şekilde gerçekleştiği görülmektedir:

Anayasa Mahkemesi'nin 16.7.1991 günlü, E: 1990/1 ve K: 1991/1 (Siyasi Parti Kapatma) sayılı kararı ile, Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.

Türkiye Birleşik Komünist Partisi ile Parti'nin Genel Başkanı Nihat Sargın ve Genel Sekreteri Nabi Yağcı, Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasının İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi'nin 6/2., 9/1., 11/1., 11/2., 14. ve 18. maddeleri ile 1 Numaralı Protokol'ün 1. ve 3. maddelerine aykırılığı savları ile 7.1.1992 günü Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurmuşlardır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Kurul'u da 30.1.1998 günlü, 133/1996/752-951 sayılı kararı ile, Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasının Sözleşme'nin 11. maddesinin ihlali niteliğinde olduğuna oybirliği ile karar vermiştir.

4.2.2003 günlü, 25014 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 23.1.2003 tarih ve 4793 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 3. maddesi ile 4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 327. maddesine 6. fıkra olarak, “Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu halde, muhakemenin iadesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.” şeklinde bir kural eklenmiştir. Böylece, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 327. maddesinde yapılan değişiklikle muhakemenin iadesi sebeplerine bir yenisi daha eklenmiş bulunmaktadır. Bu fıkra ilgili olarak Kanun Tasansı'nm genel gerekçesinde şu ifadelere yer verilmiştir: ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı nedeniyle hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesine ilişkin hüküm getirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesine paralel olarak 4709 sayılı Kanunla Anayasanın 36 ncı maddesine “adil yargılanma” hakkı eklenmiştir. Adil yargılanma hakkının bir uygulaması olarak yargılamanın yenilenmesi nedenleri arasına Avrupa insan Hakları Mahkemesince Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin veya eki protokollerin ihlâli nedeniyle verilen mahkûmiyet kararları da dahil edilmek suretiyle Sözleşme veya eki protokollerin hükümlerinin iç hukuka yansıtılması sağlanmıştır.” 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 327. maddesinin 6. fıkrasındaki kural 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde de aynen tekrarlanmıştır.

Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi(TBKP), Genel Başkanı Nihat Sargın ve Genel Sekreteri Nabi Yağcı vekilleri Av. Güney Dinç ve Av. Erşen Sansal tarafından verilen 23.10.2003 günlü dilekçe ile yargılamanın yenilenmesine ilişkin istemlerini Anayasa Mahkemesine iletmişlerdir.

Konu AİHM kararlarının olağanüstü bir kanun yolu olarak yargılamanın yenilenmesi nedeni sayılması nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanunu açısından ve Anayasanın 90. maddesi ışığında AİHS kuralları ile AİHM kararlarının bağlayıcılığı açısından ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Ceza Muhakemesi Kanunu Açısından

Türk hukukunda yargılamanın yenilenmesi kurumu 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usul Kanununda olduğu gibi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda da düzenlenmiş bulunmaktadır.

Yargılamanın yenilenmesi konusunda AİHM kararlarının gözetilmesine ilişkin mevzuatımızdaki ilk düzenleme 4771 sayılı Kanunla Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK) ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) yapılan düzenlemelerdir. Bu yasal düzenlemeler sonucunda yargılamanın yenilenmesi sebeplerine bir yenisi eklenmiştir. Buna göre AİHM'nin ihlal kararları, şartları mevcutsa, doğrudan doğruya yargılamanın yenilenmesi nedeni sayılmıştır.

Bu düzenlemelerin yürürlüğü için ileri bir tarih belirlenmiş olması nedeniyle daha uygulanma imkanı bulamadan bu defa 4793 sayılı Kanun'la aynı konuda yeni düzenlemeler getirilmiştir. 4793 sayılı Kanun'la 4771 sayılı Kanun'da öngörülen başvuru yöntemi terk edilmekle birlikte, espri aynen muhafaza edilmiştir. Artık AİHM'nin AİHS ve/veya eki Protokollerin ihlal edildiğine karar verdiği bir kararı, hukuk ve ceza davaları açısından başlı başına bir yargılamanın yenilenmesi sebebi sayılmaktadır.

Bu arada 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 4 Aralık 2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) daha önce CMUK'nda benimsenen düzenlemeyi hemen hemen aynen muhafaza etmiştir.

Yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule şayan olup olmaması ile ilgili verilecek kararlar ile yapılacak usuli işlemlerin neler olduğu CMUK'nun 335-341 maddelerinde ve CMK'nun 315-323 maddelerinde düzenlenmiştir. Bir ceza yargılamasına ilişkin olarak ele alman bu düzenlemelere göre, Mahkeme yargılamanın yenilenmesi talebini esastan incelemeyi kabul ederse delillerin toplanması aşamasına geçer (CMUK.m. 337/CMK.m.320). Bunun sonucuna göre elde edilen deliller evvelki hükme hiçbir tesir etmiyorsa iade talebi esassız olması noktasında reddedilir, aksi halde yeniden duruşma yapılmasına karar verilir (CMUK.m.338/CMK.m.321). Yeniden yapılacak duruşma neticesinde mahkeme ya evvelki hükmü tasdik eder veya iptal ile dâva hakkında yeni baştan hüküm verir (CMUK.m. 341-l/CMK.m.323-l).

Kanunun 321. maddesindeki düzenlemeye göre, yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer bulunmasından sonraki evrede mahkeme tarafından yapılacak incelemeden sonra;

- Yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen iddiaların yeterli derecede doğrulanamaması veya 311 inci maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 314 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı hallerde işin durumuna göre bunların önce verilmiş olan hükme hiçbir etkisi olmadığının saptanması halinde yargılamanın yenilenmesi istemi, esassız olması nedeniyle duruşma yapılmaksızın reddedilecek, ya da,

- Yargılamanın yenilenmesine ve duruşmanın açılmasına karar verilecektir.

311. maddenin (a) bendinde “Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliğinin anlaşılması; (b) bendinde “Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğunun veya oy verdiğinin anlaşılması”; 314. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde ise “Duruşmada sanığın veya hükümlünün lehine ileri sürülen ve hükme etkili olan bir belgenin sahteliğinin anlaşılması” durumları düzenlenmektedir. Görüldüğü gibi, belirtilen hususların eldeki işle ilgisi bulunmamaktadır.

Çoğunluk kararında iddiaların yeterice doğrulanamaması, yargılama sonrasında ortaya çıkan ve kesin hükmün yeniden değerlendirilmesini gerektirecek nitelikte maddi bir olgunun bulunmadığı istemin esassızlığı nedeniyle reddine dayanak yapılmış ise de, CMK.'nun 311. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde düzenlenen yargılamanın yenilenmesi nedeni açısından istemde ileri sürülen iddia ve maddi olgu bizatihi “AİHM'nin ihlal kararı”dır. Bu iddianın doğrulanamaması gibi bir durum söz konusu edilemeyecektir. Öte yandan, CMK.'nun 321. maddesinde, iddianın daha önce verilmiş olan hükme etkisinin olup olmadığı yönündeki değerlendirme yalnızca “311 inci maddenin birinci fıkrasının (a)(sahte belge) ve (b)(yalan tanıklık veya bilirkişilik) bentleri ile 314 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) (sahte belge)bendinde yazılı hâller” için öngörülmüş bulunmaktadır. CMK.'nun 321. maddesi, AİHM'nin ihlal kararma dayalı yenileme nedeni açısından, ihlal kararının önceki hükmün yeniden değerlendirilmesini gerektirecek nitelikte olmadığı şeklindeki bir değerlendirmeyle istemin reddine karar verilmesine olanak sağlayacak bir düzenleme içermemektedir.

2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 33. maddesi gereğince siyasi parti kapatma davalarında uygulanan Ceza Muhakemesi Kanunu'nun açık hükmü nedeniyle artık AİHM'nin ihlal kararı yargılamanın yenilenmesi nedenidir. Bu nedenle, siyasi parti kapatma kararları ile ilgili olarak gerçekleşen AİHM'nin ihlal kararına dayalı yargılamanın yenilenmesi taleplerinin incelenmesi sırasında, istemin kabule değer bulunmasından sonraki inceleme evresinde, belirtilen nedenlerle yargılamanın yenilenmesi isteminin esassız olması nedeniyle reddine karar verilmesi mümkün değildir. Aksi düşüncenin kabulü AİHM kararlarını başlıbaşına bir ihlal nedeni olarak kabul eden yasakoyucunun iradesine aykırı olacağı gibi, düzenlemeyi de anlamsız ve uygulanamaz hale getirecektir.

Çoğunluk gerekçesinde, ihlal kararının, yargılama sonrasında ortaya çıkan ve kesin hükmün esasını etkileyecek nitelikte olan maddi bir olgunun varlığına değil, mevcut olguların değerlendirilmesinde hata yapıldığı düşüncesine dayanıldığı, Ceza Muhakemesi Kanununda “mevcut olguların değerlendirilmesinde hata yapılarak hüküm kurulmasının yargılamanın yenilenmesini gerektirecek bir neden olarak görülmediği” belirtilerek, bu gerekçeyle istemin reddine karar verilmiştir. Ancak, yargılamanın yenilenmesi kurumu, tam da yargılama sonucunda verilen ve kesinleşen kararlardaki adli hataların düzeltilmesi amacıyla öngörülen olağanüstü bir kanun yoludur. Bu kanun yolu bakımından CMK.231. maddesinde tek tek sayılmış olan sebeplerden birine ilişkin önemli bir hatanın tesbit edilmiş olması gereklidir. Belirtilen sebepler yeni delil ve olgular olarak adlandırılabilir. Kural olarak hukuki hata(değerlendirme hatası)nın yargılamanın yenilenmesi nedeni sayılamayacağı söylenebilirse de, AİHM'nin ihlal kararları maddede düzenlenen diğer yenileme nedenlerinden ayrı değerlendirilmelidir. Eldeki işte söz konusu olduğu gibi AİHM'nin ihlal kararının yenileme sebebi sayılması durumu ise hukuki hata nedeniyle yargılamanın yenilenmesine olanak tanıyan istisnai bir düzenleme olarak görülmelidir.

CMK. 311. maddesinde yapılan düzenlemenin eleştiriye açık olduğu, AİHM'nin ihlal kararları ile diğer yargılamanın yenilenmesi nedenleri bakımından aynı ortak kuralların uygulanmasının öngörülmesinin uygulamada sıkıntılara neden olabileceği, AİHM'nin tüm ihlal kararlarının değil de belirli türden aykırılıklara dayanan kararlarının yargılamanın yenilenmesi nedeni sayılmasının daha doğru olacağı, AİHM'nin ihlale ilişkin tüm kararlarının yargılamanın yenilenmesi nedeni sayılmasının ulusal yargı yetkisine, yargı bağımsızlığı ilkesine aykırı olabileceği şeklinde değerlendirmeler yapılabilir ise de, halen yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri karşısında bu değerlendirmeler ancak olması gereken hukuk bakımından göz önünde tutulabilecek argümanlar olmaktan ileriye geçemezler.

Yargılamanın yenilenmesi ile ilgili yürürlükte bulunan düzenleme dikkate alındığında, Mahkemenin yargılamanın yenilenmesi istemini kabul edilebilir bulması halinde, yargılamanın yenilenmesine ve duruşma açılmasına karar vermesi gerekmektedir.

Anayasanın 90. Maddesi ve AİHS Açısından

AİHS başta temel insan hakları, kişi özgürlüğü, adil yargılanma hakkı gibi Sözleşme ile garanti altına alman hak ve özgürlüklerin asgari standardını belirlemek üzere oluşturulan bir sistemdir. AİHS'nin 1. maddesi ile Sözleşmeyi imzalayan taraf devletler, Sözleşme ile tanınan bu hak ve özgürlükleri, kendi ülkelerinde sağlamak, güvence altına almak, korumak ve iç hukukunu Sözleşme ile uyumlu hale getirmek yükümlülüğü altına girmişlerdir. Ülkemiz AİHS'ni 4 Kasım 1950 tarihinde imzalamış ve 10 Mart 1954 tarihinde onaylamıştır. Onay belgesinin 18 Mayıs 1954 tarihinde Avrupa Komisyonu Genel Sekreterliğine tevdi edilmesi ile Türkiye Sözleşmeye taraf olmuştur. 21 Nisan 1987'de (o zamanki Komisyona) bireysel başvuru hakkını ve 27 Eylül 1989 tarihinde de Divanın (Mahkemenin) zorunlu yargı yetkisini tanımıştır.

AİHS'nin 46. maddesinde AİHM kararlarının bağlayıcı olduğu açıkça ifade edilmiştir. AİHM yerel yargı organlarına göre bir üst mahkeme niteliğinde olmadığından dolayı iç hukukta verilen kararları iptal etmemekte, yapılan işlem ya da eylemin veya mahkeme kararının Sözleşmenin veya ek protokollerin bir hükmünü ihlal edip etmediğini tespit etmekle yetinmektedir. AİHM'nin ihlalin tespitine ilişkin kararından sonra, bu kararın gereğinin nasıl yerine getirileceği taraf devlete kalmıştır.

AİHM'nin ihlale yönelik tespitinin iç hukukta kesinleşmiş bir yargı kararma ilişkin olması halinde kesin hükmün bağlayıcılığı ilkesi nedeniyle ihlalin etki ve sonuçlarının giderilmesi sınırlı bir şekilde olanaklı olabilmektedir. İhlali ortadan kaldırmada en etkili yol olarak yargılamanın yenilenmesi yolunun bu alanda uygulanması düşüncesi ileri sürülmüştür. Bu düşünceyle başta İsviçre, Lüksemburg ve Norveç olmak üzere diğer Avrupa ülkeleri Sözleşmeye aykırılığı AİHM kararı ile tespit edilen kesinleşmiş yargı kararları bakımından yargılamanın yenilenmesi yolunu öngören düzenlemelere mevzuatlarında yer vermişlerdir. Ülkemizde de aynı düşüncenin hayata geçirilmesi amacıyla önce Eski Ceza Muhakemeleri Usul Kanununda değişiklikler yapılmış, sonrasında da 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda AİHM'nin ihlal kararları diğer yenileme nedenlerinden farklı bir yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak açıkça öngörülmüştür.

Böylece iç hukuktaki yetkili ve görevli yargı kuruluşuna yeniden yargılama yaparak kararını düzeltmesine olanak sağlanmış olmaktadır. Öte yandan, böyle bir yolun açılmış olmasına rağmen, yargılama makamının bu şekilde yapacağı yeniden yargılamada eski kararındaki sonuca varması da olanaklıdır. Bu durumda ihlalin olumsuz etkilerinin yasal değişiklik, tazmin gibi diğer yöntemlerle giderilmesi zorunluluğunu ortaya çıkaracaktır.

7 Mayıs 2004 günlü, 5170 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun'la Anayasanın 90. maddenin son fıkrasına eklenen kuralla “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı” açıkça düzenlenmiştir.

Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi bir yönüyle Anayasa'nın 90. maddesi gereğince aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda esas alınması zorunlu olan bir kanun hükmünde iken; diğer yönüyle de, Anayasa'da düzenlenen temel hak ve hürriyetlerin kapsam ve içeriklerinin belirlenmesi sırasında göz önünde tutulması gereken temel bir belge niteliğindedir.

Türkiye Birleşik Komünist Partisinin kapatılmasına ilişkin kararda gerekçenin dayandırıldığı 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun birçok kuralının AİHS'ne aykırılığının AİHM'nin kararı ile tespitinin yanında, Anayasa'da yapılan köklü değişikliklerden sonra Anayasa'ya da aykırı hale geldikleri ileri sürülmektedir. Bu olgular ve Anayasa'nın 90. maddesindeki değişiklik nedeniyle önceden verilen kararda dayanılan Kanun hükümlerinin AİHS ve Anayasa karşısındaki durumlarının yeniden gözden geçirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

Parti kapatma davalarında CMK hükümlerinin uygulanması ile bu davaların cezai karakteri, 4793 sayılı Kanun'la CMUK'nda yapılan ve CMK'nda devam ettirilen düzenleme ile AİHM'nin Sözleşme veya eki Protokollerin ihlal edildiğine dair kararının açıkça yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak sayılması, Anayasanın 90. maddesine göre Sözleşme hükümlerine; Sözleşmenin 46. maddesi gereği de AİHM kararlarına uyma zorunluluğu bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Anayasa Mahkemesi'nin siyasi parti kapatma davaları için ihlâl kararları nedeniyle yargılamanın yenilenmesinin zorunlu olduğu sonucuna varılmaktadır.

Türkiye, AİHM kararlarına dayalı olarak yargılamanın yenilenmesini hukuk, ceza ve idari davaların hepsi bakımından tanıyan sayılı ülkelerden birisidir. Düzenlemelerin yakın bir geçmişte yapılmış olması, kapsamının dar tutulması nedenleriyle bu konudaki örnekler yeni yeni ortaya çıkmaktadır. Geçirilen süreçte aynı zamanda ihlâl kararma götüren yasal düzenlemelerde de değişiklik yapıldığından, yeniden görülecek davaların AİHM içtihatları ile uyumlu olması beklenmektedir. Anayasanın 90/son maddesindeki yeni düzenlemenin amacı da budur. Anayasa Mahkemesinin birçok kararında da isabetle vurgulandığı gibi, günümüzde insan, içinde yaşadığı ulusun bireyi olduğu kadar, aynı zamanda insanlığın da bir üyesi durumuna gelmesi sayesinde artık insan hak ve özgürlükleri yalnızca ulusal bir hukuk sorunu olmaktan çıkmış, evrensel bir anlam ve içerik kazanmıştır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin siyasi parti kapatma davalarında yargılamanın yenilenmesi sorununu çözerken AİHS ve AİHM kural ve uygulamalarını gözden uzak tutmamalıdır. Zaten, AİHS'inde de, temel hak ve hürriyetlerin AİHM marifetiyle korunması ikinci plandadır. Aslolan, bunların iç hukukta teminat altına alınmış olması ve etkin bir şekilde korunmasıdır. Anayasa Mahkemesinin kabule değer görerek incelemeye başladığı yargılamanın yenilenmesi istemini, Anayasa ve yasalarda yapılan değişiklikleri göz ardı ederek “esassız olması” gerekçesiyle reddetmiş olması temel hak ve hürriyetlere sağlanan güvenceyi etkisizleştiren bir uygulamaya yol açacaktır.

Anayasa Mahkemesinin 16.7.1991 günlü, Esas 1990/1 (Siyasî Parti Kapatma), Karar 1991/1 sayılı TBKP'nin kapatılmasına ilişkin kararında iki temel gerekçeye dayanılmıştır. Bunlardan birincisi Parti'nin adında “komünist” sözcüğüne yer verilmesi, ikincisi ise Parti tüzük ve programında, azınlık yaratılarak milletin bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik beyan ve açıklamaların bulunmasıdır. 4121 sayılı Anayasa Değişikliği Hakkında Kanun ile yapılan değişikliklerden sonra, siyasi partilere yönelik yasaklar ve yasaklara ilişkin temel normlar, Anayasa'da tüketici bir biçimde, “numerus clausus” ilkesine uygun olarak düzenlenmiştir; Ayrıca ihtara uymama halinde siyasi partinin kapatılmasını öngören kurallar yürürlükten kaldırılmıştır.

AİHM'nin TBKP ile ilgili kararında, adında “komünist” sözcüğü bulunması ve hiçbir faaliyeti gözlenmeden tüzük ve programındaki kimi açıklamalar dikkate alınmak suretiyle kurulmasından kısa süre sonra kapatılmasını ifade özgürlüğünün kullanılması şeklindeki davranışın cezalandırılması niteliğinde görmüş, TBKP'nin kapatılmasını radikal bir tedbir, hedeflenen amaca göre orantısız ve demokratik bir toplumda gerekli olmayan bir tedbir olarak nitelendirerek Sözleşme'nin 11. maddesine aykırılığını tespit etmiştir.

Yargılamanın yenilenmesi suretiyle AİHM'in ihlali tespite yönelik kararının, AİHS hükümleri, Anayasa ve yasalarda temel hak ve hürriyetlerin korunması bakımından asgari standardın sağlanması amacıyla yapılan olumlu değişikliklerle ortaya çıkan anlayış farklılığı da gözetilerek verilen önceki kararın tekrar değerlendirilmesine olanak sağlanması gerekirken, yasakoyucunun AİHM'nin ihlal kararını başlıbaşına bir yargılamanın yenilenmesi nedeni sayan iradesine aykırı bir yorumla istemin esassız olması nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Şüphesiz ki, yeniden yapılacak yargılamada Anayasa Mahkemesinin AİHM'nin ihlal kararındaki tespitlere rağmen aynı sonuca ulaşması da mümkün bulunmaktadır. Ancak, çoğunluğun görüşünde olduğu gibi, önceden verilen kararın AİHM'nin kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinin önünün baştan tamamen kapatılması düzenlemeyi anlamsız hale getirecek bir uygulama niteliğinde olacaktır. Bu yorumla AİHM'nin ihlal kararı ancak, Parti'nin savunmasının alınmaması, dayanılan belgenin sahteliğinin ortaya çıkması gibi neredeyse gerçekleşme ihtimali olmayan durumlarda yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak görülecek, eldeki işte olduğu gibi Sözleşmeye aykırı yorum nedeniyle verilecek ihlal kararları hiçbir şekilde yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak görülmeyecektir ki, böyle bir yorumun amaca uygun bir yorum olmadığı açıktır.

Açıklanan nedenlerle, kanunda öngörülen şekil ve esaslara uygun olarak yapıldığı anlaşılan yargılamanın yenilenmesi isteminin; Anayasanın 90. maddesi gereğince mevzuatımızın bir parçası olan İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin 1., 46. ve 53. maddelerindeki düzenlemeler, siyasî parti kapatma davalarında CMUK/CMK hükümlerinin tatbik edilmesi, bir ceza yaptırımı niteliğindeki parti kapatma ve buna bağlı diğer müeyyidelerin ceza hükmü niteliğinde olması, 4793 ve 5271 sayılı Kanun'larda “Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması”nın açık bir biçimde yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilmiş olması, eldeki işte CMK.'nun 321. maddesinde belirtilen türden bir ret nedeninin bulunmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, istemin kabulüne karar verilmesi gerekirken, “esassız olması nedeniyle reddine” karar verilmiş olması nedeniyle çoğunluk görüşüne katılmadık.

 

Başkan

Haşim KILIÇ

Üye

Sacit ADALI

 

 

KARŞIOY GEREKÇESİ

Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi hakkındaki davanın, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülmesi isteminin, aynı Yasa'nın 318. maddesi uyarınca kabule değer olduğuna karar verilerek, taraflardan diyecekleri sorulmuş, ayrıca konuya ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı ve tercümesi gibi kimi delillerin toplanmasına karar verilmiştir. Böylece, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 33. maddesine göre, siyasi parti kapatma davalarında uygulanacak CMK'nun 319. ve 320. maddelerinin gereğinin, söz konusu davaların özelliği de gözetildiğinde, yerine getirilmiş olduğu sonucuna varılarak istemin, Yasa'nın 321. maddesi uyarınca değerlendirilmesine geçilmiştir. Bu aşamada, ileri sürülen iddiaların yeterli ölçüde doğrulanmadığı sonucuna ulaşılarak yargılamanın yenilenmesi isteminin, “esassız olması” nedeniyle reddine oyçokluğuyla karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi tarafından 16.7.1991 günlü, Esas 1990/1 (Siyasî Parti Kapatma), Karar 1991/1 sayılı karar ile faaliyetlerinin Anayasa ve 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası'na aykırı olduğuna ve aynı Yasa'nın 101. maddesinin (b) bendi uyarınca kapatılmasına karar verilen Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin bu karara karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurusu üzerine Mahkeme, 30.1.1998 günlü, 113/1996/752- 951 sayılı kararla Türkiye Birleşik Komünist Partisi'nin kapatılmasının Sözleşme'nin 11. maddesinin ihlâli olduğuna karar vermiştir.

İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme'nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler. Bu kararlarla saptanan ihlâlin giderilmesi, hiç kuşkusuz taraf devletlere ait bir yükümlülüktür. Yasalar veya idari işlemlerle giderilebilecek ihlâller konusunda devletlerin büyük zorluklarla karşılaşmayacakları ileri sürülebilirse de; ihlâlin bir mahkeme kararından kaynaklanması durumunda, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı ilkeleri nedeniyle yargı kararlarına müdahale edilememesi soruna farklı çözümler getirilmesini zorunlu kılmaktadır. İhlâlin konusunu kesinleşmiş bir mahkeme kararı oluşturduğunda, taraf devletlerin ihlâlin giderilmesi konusundaki yükümlülüklerini yerine getirebilmelerinin bu kararın ancak bir mahkeme kararıyla ortadan kaldırılmasıyla olanaklı hale gelebileceği açıktır. Nitekim, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 19 Ocak 2000 tarihinde aldığı kararla “eski hale getirme” konusunda tek yol olmasa bile en etkili çıkar yol olarak yargılamanın yenilenmesine mevzuatta yer verilmesini tavsiye etmiştir. 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda da bu yol benimsenerek 311. maddenin birinci fıkrasında “hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri” arasında (f) bendi ile “ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'nin veya eski protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması” hali de sayılmıştır. Böylece Mahkemenin Sözleşmenin ihlâl edildiğine ilişkin kararlarının konusunu oluşturan ve kesinleşen hükümle sonuçlanmış bir davanın hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla Anayasa'da ve yasalarda yapılan değişikliklerde gözetilerek tekrar görülmesine bu bağlamda sözleşme ihlâllerinin giderilebilmesine olanak tanınmıştır.

Yenileme isteminin, CMK'nun 321. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen iddiaların yeterli derecede doğrulanmaması kapsamında değerlendirilerek esassız olması nedeniyle reddi, 311. maddenin (1) numaralı fıkrasının (f) bendinin özelliği ve getiriliş amacıyla bağdaşmamaktadır. Çünkü (f) bendi uyarınca yenilenme istemi, fıkranın diğer bentlerinden farklı olarak bir iddiaya değil, Sözleşme'nin ihlâl edildiğine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bir tespitine dayandırılmaktadır. Bu nedenle (f) bendi yönünden, yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen iddiaların doğrulanması gibi bir durum söz konusu olamaz. Mahkeme'nin ihlâle ilişkin saptaması bu konuda ileri sürülen iddiaların yeterli derecede doğrulandığı yolunda önemli bir kanıt oluşturmaktadır.

Öte yandan, 321. maddenin çoğunluk görüşü doğrultusunda yorumlanması, öncelikle Anayasa'nın 90. maddesine eklenen “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas” alınacağına ilişkin kuralın, yaşama geçirilmesini, bu bağlamda temel hakların korunmasıyla ilgili çağdaş normların tartışılıp değerlendirilmesini de engellemektedir. Oysa, yargılamanın yenilenmesi davasında, temel hak ve özgürlük alanlarının genişletilmesine yönelik yasal düzenlemeler doğrultusunda yeni ihlâller doğurmayacak farklı kararlar verilebileceği gibi Mahkeme'nin önceki kararlarıyla aynı içerikte kararlar da verilebilir. Burada amaç, temel hak ve özgürlüklerin korunması bakımından Avrupa Anayasa Hukukunun ortak değerleri haline dönüşen Sözleşme normları ve bu normların yaşama geçirilmesini sağlayan Mahkeme içtihatlarıyla uyum sağlayabilmektir.

Açıklanan nedenlerle yargılamanın yenilenmesine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

 

Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Karar No 2008/4
Esas No 2003/6
Karar Tarihi 08/01/2008
Künye (AYM, E.2003/6, K.2008/4, 08/01/2008, § …)    
Karar Türü (Dosya Sonucu) Yargılanmanın yenilenmesi isteminin reddine
Karar Türü Değişik İş Kararları
Davacı - Davalı Nihat SARGIN ve Nabi YAĞCI (Kapatılan Türkiye Birleşik Komünist Partisi) - Kamu adına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Resmi Gazete 22/03/2008 - 26824
Karşı Oy Var
Üyeler Haşim KILIÇ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Sacit ADALI
Fulya KANTARCIOĞLU
Ahmet AKYALÇIN
Mehmet ERTEN
A. Necmi ÖZLER
Serdar ÖZGÜLDÜR
Şevket APALAK
Serruh KALELİ
Zehra Ayla PERKTAŞ
Raportör Yok

T.C. Anayasa Mahkemesi